İlhan Sami Çomak şair… 1994 yılında, İstanbul Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Coğrafya Bölümü öğrencisiyken 21 yaşında. On altı günlük bir gözaltı süresinden sonra “örgüt üyeliği” suçundan tutuklanarak İstanbul’daki Bayrampaşa Cezaevi’ne konuyor. Somut hiçbir delil olmadan, 2000 yılında Yargıtay da onaylayınca müebbet hapis cezasına çarptırılıyor. Başvurduğu AİHM ise, 2007 yılında adil yargılanmadığına ve yargılanmasının yenilenmesine hükmediyor. Uzatmayalım; dosya mahkeme Yargıtay arasında gidiyor geliyor.

Geçtiğimiz 15 Kasım günü tüm dünya’ da olduğu gibi Türkiye’de de, düşünce ve ifade özgürlüğünü savunan kuruluşlar dayanışma için bir araya geldiler, toplantılarında bir “boş iskemle” ye yer verdiler. Hapiste tutulanlar, sesini duyuramayanlar içindi, bu boş iskemle… Ve bu yıl o boş iskemlede hapisteki tüm yazar ve gazeteciler adına İlhan Sami Çomak oturuyordu. O Çomak 12 Nisan 2016’daki duruşmada şöyle diyordu:

“Bu kadar ağır cezayı hak edecek bir şey yapmadım. 18 günlük gözaltı süresi boyunca yoğun işkence gördüm. Günlerce uyutulmadım ve her türlü işkenceyi yaşadım. Abimi öldüreceklerini, kız kardeşime tecavüz edeceklerini söylediler. 22 yıl geçmiş olmasına rağmen hala yapılan işkencenin izlerini taşıyorum. Bir gün bizi bir yere götürüp elimize bidon verdiler. Basını çağırmışlardı, ormanları yaktığımı söylediler. Neredeyse İstanbul’daki tüm ormanları benim yaktığım söylendi. Ejderha olsam böyle yakamam. ‘Abi vallahi biz yakmadık’ dediğim halde ‘Hâkim bunu sonra düzeltir’ dediler. Bana işkence yapanlar kendi aralarında birbirlerine ’56, 12, minik, ayı boğan’ gibi isimlerle hitap ediyorlardı.”

Kırıklar 1 No’lu F Tipi Cezaevi’nde dört duvar arasındaki yalnız şair bakın ne diyor:

“Karanlık bu! Karanlık bu!

Eski merdivenlerden inip çıktığım karanlık

Hayvan ölülerinin gözlerine yakın karanlık.

Işık denince kolum bükülüyor

Dağlarım, ırmaklarım, unuttuklarım kavuşsun sana

Ben ayrılığı yeğlerim.

Zaten boş gövdeleri

İnce uzun parmaklarımla yürüdüm

Doğum ile dönmek arasına

Gökkuşağı ile renkler arasına

Çöl ile kumlar arasına

Katılıp kalan ne varsa, onlar için

Yalnızlığı bir başkaldırı olarak aldım.”  (‘ordan geliyorum’dan alıntı)

Gerçek şu ki, henüz daha cep telefonunu dahi tanımamış, dışarıda bıraktığı dünyayla içeride yaşadığı dünyanın birbirinden çok farklı olduğunun ayırdını yargılayan bir insan, adalet gerçekleşip de özgür kalsa da havaya, suya nasıl uyum sağlayacak!

Selim Esen
Gerçekedebiyat.com

ÖNCEKİ HABER

BENZER İÇERİKLER

YORUMLAR

Yorum Yaz

Kişisel bilgileriniz paylaşılmayacaktır. Yorumunuz onaylandıktan sonra adınız ve yorumunuz görüntülenecektir. (*)